You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Gönderen: adm12
Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim

Niyet Ettim Mürşidimizin ve ihvan kardeşlerimizin ve nefsimizin şeytan,insan,cin vesair şeylerin şerrinden korunması için muhafaza esmalarını okumaya
“ya FAAL ya MANİ ya NAFİ ya DAFİ ya SELAM”
“ya SETTAR ya RAKİB ya MUCİB ya HAFİZ ya VEKİL”
“ya CELİL ya CEBBAR ya KABIZ ya KAHHAR ya DARR ya MUMİT”
“ya HADi ya KAFİ ya ŞAFİ ya MÜMİN ya MÜHEYMİN”
“ya HAFID ya SERİĞ ya ŞEDİD ya MUZİLL ya MÜNTAKİM”
“ya  SELAMU SELLİM ya RABBİ SELLİM”
“ya BAKİ ya EVVEL ya AHİR”
“ya ZAHİR ya BATIN”

(HER GRUP 11 veya 33’er defa okunabilir)

Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim

1 FATİHA , 3 İHLAS-I ŞERİF okuyup sevabını Peygamberimiz Hz. MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V) Efendimizin mübarek ruhu şerifine , İmam-ı Ali, İmam-ı Hasan , İmam-ı Hüseyin, Hasan El BASRİ,Primiz Gavsül-Azam ABDULGADİR GEYLANİ, Eşşeyh,Esseyid HACI MUSTAFA HAYRİ BABA’nın mübarek Ruh-u Tayyibelerine,Mürşidimiz HOCA’mızın ruhunun makamına ve silsile-i meşayıh efendilerimizin ervahına hediye ettim, deyip ölümü,kabir hayatını,kıyamet ve hesap gününü , beş dakika düşündükten SONRA , beş dakikada Feyzi İlahinin Cenab-ı Haktan Şeyhine kadar gelip,onun kalbinden senin kalbine dolduğunu düşünerek Teveccüh yap…

İLAHİ ENTE MAKSUDİ VE RIZAİKE LİKAİKE MATLUBİ

(33-100 DEFA) ESTAĞFİRULLAH- ELHAMDÜ LİLLAH – (SONUNDA BİR DEFA ( ELAZİM ELKERİM ELLEZİ LA İLAHE İLLA HU )
(33-100 DEFA) ALLAHÜMME SALLİ ALA MUHAMMEDİN VE ALA ALİ MUHAMMED (SONUNDA BİR DEFA (VE SAHBİHİ VE SELİM)
(33-100 DEFA) LA İLAHE İLLALLAH (SONUNDA BİR DEFA (MUHAMMEDUN RESULULLAH)
(100-300 DEFA) ALLAH  (SONUNDA BİR DEFA (CELLE CELALUHU)
(33-100 DEFA) BESMELE İLE İHLAS-I ŞERİF OKUYALIM
Ya rabbi; bu ayetler ve dualar hürmetine Peygamberimiz ve evliyalar hürmetine , bütün büyü ve sihirlerin iptali,bozulması ve çözülmesi için,nazar haset veya aşık olarak gelen cinlerin defi için veya farklı sebeplerle haramlar ve lanet ve beddua ile gelen cinlerin defi için 366 damarımda ve bütün aza ve uzuvlarımda dolaşan cin,şeytan ve perilerin def’i için zayıflamaları için bu duaları okudum niyetim böyledir.
Forum: Dua Bölümü
Cevaplar Cevap Yok
Gönderen: adm12
Dediler ki: "Gerçekte biz, suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik." "Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız." "Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır." (Hicr Suresi, 58-60)
Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride (azap içinde kalanlar arasında) takdir ettik. Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür. (Neml Suresi, 57-58)
Dedi ki: "Onun içinde Lut da vardır." Dediler ki: "Onun içinde kimin olduğunu Biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında, onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır." (Ankebut Suresi, 32)
Cevaplar Cevap Yok
Gönderen: adm12
Kur'an'ın Allah Rasûlü zamanında yazımı:
Allah Rasûlünün (s.a.v) emri ile vahiy katipleri Kur'an'ı parça parça olarak işlenmiş ince deriler, kürek kemikleri, ağaç kabukları ve düzgün taş gibi maddelerin üzerine yazmakta idiler. Yazılan bu âyetler, vahiy henüz tamamlanmadığı için, tek bir mushafta toplanmamıştı. Bu dönem içersinde Ashab ezberledikleri âyetleri Allah Rasûlünün (s.a.v) gösterdiği sûrelerin altına yazıyorlardı.

2- Kur'an'ın Hz. Ebu Bekr (r.a) döneminde yazılışı:
Zeyd b. Sabit (r.a), Hz. Ebu Bekr (r.a)'in emri ve Hz. Ömer (r.a)'in uygun bulmasıyla Kur'an âyetlerini biraraya toplamıştır. Zeyd İbn Sabit Kur'an'ı toplarken, vahiy katiplerinin yazdıklarını dikkate almış ve âyetleri ilk defa bir mushafta toplamıştır.

3- Kur'an'ın Hz. Osman (r.a) döneminde yazılışı:
ilk Mushaf Kur'an'ın okunşundaki tartışmalara son vermek amacıyla, farklı kıraatleri yansıtacak şekilde Hz. Ebu Bekr'in topladığı ve Hz Ömer'in kızı Hafsa'nın koruduğu nüshaya bağlı kalınarak yazıldı. Bununla ilgili olarak Hz. Osman, Zeyd b. Sâbit (r.a), Abdullah b. ez-Zübeyr (r.a), Sad b. el-Âs (r.a) ve Abdurrahman b. el-Haris b. Hişam (r.a)'ı görevlendirdi. Bu Mushaf üzerinde noktalama işaretleri ve harekeleri bulunmamaktaydı. Hz. Osman (r.a) yazılan Kur'an'ın bir nüshasını saklamış diğer nüshaları ise çeşitli İslam şehirlerine göndermiştir.

4- Kur'an'ın harekelenmesi ve noktalanması üç merhalede tamamlanmıştır.
Birincisi: Muaviye b. Ebu Süfyan döneminde, Muaviye, Ebu'l-Esved'i görevlendirmiş, O da Kur'an okurken meydana gelebilecek okuma hatalarını ortadan kaldırmak amacıyla nokta şeklinde hareke işaretleri koymuştur. İkincisi: Abdülmelik b. Mervan döneminde Kur'an'daki bazı harfleri birbirinden ayırmak için noktalar konulmuştur. Mervan bu işte el-Haccac b. Yusuf'u görevlendirmiş; o da bu işi Nasr b. Âsım ve Hayy b. Yasmur'a havale etmiştir. Üçüncüsü: Bu dönemde i'rab alametleri olan Fetha, Damme, Kesre ve Sükûn konulmuştur. Bu harekelendirmede Halil b. Ahmed el-Ferahîdî'nin yolu izlenmiştir.
Cevaplar Cevap Yok
Gönderen: adm12
Onlar bollukta da, darlıkta da Allah için harcarlar.
Âli İmrân, 134

KURÂNIN ÂYETLERİ, ideal insan tanımlarıyla doludur. İçimizdeki insanlık cevherini ortaya çıkarıp geliştirecek, bizi olgunlaştıracak ve Allahın rızasına eriştirecek olan bu âyetler, önümüze alabildiğine geniş bir yarışma ufku açarlar.

Bu yarışın bir alt sınırı vardır ki, Kurân, muhatabı olan her akıl sahibini bu sınırlara riayet etmekle yükümlü tutmuştur. İnanılması gereken şeylere inanmak, namaz ve zekât gibi farzları yerine getirmek, yasaklanmış olan şeylerden de kaçınmak suretiyle insan bu alt sınıra riayet etmiş olur. Bunun sonucu da, âyet ve hadislerin haber verdiği şekilde, bağışlanma ve Cennet ile ödüllendirilmektir.

Fakat bu hayatın sonucunu sadece birtakım yükümlülükleri yerine getirerek sorumluluktan kurtulmaktan ibaret görmez ve daha fazlasına talip olursak, Kur’ân’ın bize gösterdiği hedefler arasında, hiç tükenmeyecek feyizler, bereketler, yüce idealler buluruz. Zaten Kurânın ruhu da buradadır. O bize yüce hedefler göstermekte ve bu hedeflere ulaşmak için yeteneklerimizi seferber etmeye bizi teşvik etmekte, bizi açıkça bir yarışa çağırmaktadır. Yalnız bu yarış, dünya işlerindeki yarışlar gibi rekabete dayanan ve tek galibi olan bir yarış değildir.




Dünya hayatının yarışlarında bir kişi kazanır diğerleri onun gerisinde kalır ve kaybeder. Allahun rızasını ve Cennette yüksek dereceleri kazanmak için yarışanlar ise, ne kadar çok olsalar ve ne kadar büyük ödüllere de erişseler, Allah’ın rahmet hazinelerinden hiçbir şeyi eksiltmiş olmazlar. Âlemlerin Rabbi, gökler ve yer kadar genişliklerdeki Cennetlerinde yarışın bütün galiplerini birden göz görmemiş, akla gelmemiş nimetleriyle sonsuza kadar ödüllendirir.

İşte, Âli İmrân Sûresinin 133. âyetinde, Yüce Allah bizi böyle bir ödül için koşuşmaya çağırıyor:
Rabbinizden erişecek bir bağışlanmayı ve genişliği göklerle yer kadar olup da takvâ sahipleri için hazırlanmış bir Cenneti kazanmak için yarışın.




Kimdir o takvâ sahipleri?

Bu âyetin devamında ve daha başka âyetlerde bu özellikler madde madde sayılmış; hangi davranışlarla insanların böyle bir dereceye erişebilecekleri bildirilmiştir. Biz, bugünkü konumuz itibarıyla, bu maddelerden birine kısaca değineceğiz:

Bollukta ve darlıkta Allah için harcayanlar.

Burada çıtanın daha yükseldiğini ve zekât deyince aklımıza gelen zorunlu bağışın daha yukarılarına konduğunu görüyoruz. Zekât, bilindiği gibi, Kur’ân’ın pek çok âyetinde imanın bir özelliği olarak ve namazla beraber sayılan son derece önemli bir emirdir. Bu emrin alt sınırı ise fıkıh kitaplarında ayrıntılarıyla incelenmiştir; genel bir ifadeyle belirtecek olursak, dinin zengin olarak tanımladığı bir kimse, malının kırkta birini yoksula bağışlayarak bu sorumluluktan kurtulur.

Bu âyette ise, Yüce Allah, bu alt sınırın hakkını veren ve daha da ötesine geçmek isteyen kullarına son derece geniş bir kapı daha açmakta ve onlara hedef olarak en yüksek Cennet mertebelerini ve kendi hoşnutluğunu göstermektedir. Eğer insan dilerse bu imkânı kullanır ve ömrünün her gününü, her saatini, her ânını, ebedî âlemlerde hiç tükenmeyen kazançlar sağlayacak yatırımlara dönüştürebilir; kelimenin tam anlamıyla, sürekli olarak iyilik üretmeye programlanmış bir hayır makinesi halini alabilir. İşte bunun bir anahtarı; yahut, sürekli şekilde iyilik ve güzellik üreten bir hayır makinesinin özelliklerinden biri:

Bollukta ve darlıkta Allah için harcamak.

Bu özellik, sadece âhiret ödülünün değil, dünya hayatındaki huzur ve mutluluğun da bir anahtarıdır. Zira Yüce Allah, insanı, almakla değil, vermekle huzur bulacak şekilde yaratmıştır.

Onun içindir ki, kendilerini devamlı olarak almaya şartlandıranların hayatta doyuma ulaştıklarını göremezsiniz. Vermeyi öğrenenler ise, hayatın hazzını yakalamış kimselerdir; onlar en büyük zevklerini alırken değil, verirken yaşarlar.

Ve yine bu yüzdendir ki, maddeci medeniyetin insanları darlığa düştükleri zaman, ilk olarak hayırlarından kısıntıya giderler. Kur’ân’ın terbiyesi altında yetişen insanlar ise, böyle durumlarda hayır musluklarını daha da açarlar. Böyle yapmakla kendi insanî yeteneklerini inkişaf ettirerek en yüksek Cennetlere lâyık bir hal alırken, aynı zamanda, Yer ve Gökler Rabbinin rahmetine olan iman ve itimatlarını da bir kere daha göstermiş olurlar.

Kendisi darda iken Rabbinin rahmetine güvenen ve kendi sıkıntısına aldırmadan başka kulların derdine Allah’ın rahmetinden derman yetiştirmeye çalışan insan kadar hangi şey Allah katında sevimli olabilir?

Allah, elbette ki, öyle kulların ümitlerini dünyada da, âhirette de boşa çıkarmaz.
Cevaplar Cevap Yok
Gönderen: adm12
OKUNUŞU

''Amentü billahi ve rusülihi hüve'l evvelü ve'l ahirü ve'z zahirü ve'l batinü ve hüve bi külli şey'in alim,''

ANLAMI

Evveli ve ahiri olmayan, zahir ve batın olan ve her şeyi bilem Allahü Teala'ya ve Onun Peygamberlerine inandım

VESVESE İÇİN NAS SURESİ OKUNABİLİR

Nas Suresi Okunuşu

Bismillahirrahmânirrahîm.

1- Kul e'ûzü birabbinnâs

2- Melikinnâs

3- İlâhinnâs

4- Min şerrilvesvâsilhannâs

5- Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi

6- Minelcinneti vennâs

Nas Suresi Anlamı

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.

1- De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine,

2- İnsanların hükümdârına,

3- İnsanların ilâhına,

4- O sinsi vesvesecinin şerrinden.

5- O ki, insanların göğüslerine vesveseler fısıldar.

6- Gerek cinlerden, gerek insanlardan.
Forum: Dua Bölümü
Cevaplar Cevap Yok
Gönderen: adm12
Ey Dost! Vesvese ve evham, şeytândan gelir. Vesvese şeytânın işidir. Şeytân, ibâdetlerde insana devamlı şüphe ve kuşku fısıldamak için çaba sarfeder. İnsanın içine bir şeyler fiskoslar, sanki insanın içinde bir şeyler varmış gibi olur. İşte bu, şeytândan gelen şüphe ve vesvesedir, evhamdır.

Buna şeytân işi deniyor. Bu bazı insanlarda âdetâ hastalık hâline geliyor. Böyle hâllerde:

Lâ ilahe illallah

Duâ ve zikrini söylemek bu hastalığın tek ilacıdır.

Şeytânın uzaklaşması için tek silâh duâ ve zikirdir. Şeytânı insandan uzaklaştıracak başka bir silâh yoktur.

İslâm âlimlerinin bir çoğu, “Abdest, Namaz” gibi ibâdetlerde vesvese ve evham hastalığına tutulan kimselerin "Lâ ilahe illallâh” duâsmı okumaları çok sevâb ve çok etkilidir demişlerdir. Şeytânın, duâ ve zikir eden kimseden geri duracağını ve ondan uzaklaşacağını söylemişlerdir.

Abdest ve tahâret (temizlik) hususunda zorluk çeken, vesveseden dolayı zahmet çeken kimseler seslice duâ ve zikir etmelidir. Abdest almaya başlarken “Eûzü ile Besmele” okumalıdır. Sonra artık her âzâsmı yıkarken “Lâ ilahe illallah" diyerek duâ ve zikir etmelidir. “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh, ve eşhedü enne Muham- meden abdühü ve resûlüh.” diyerek Kelime-i Şahâdet okumalıdır.

Evet Ey Dost! Abdest alırken, temizlik yaparken şuramı yıkadım mı, kaç sefer yıkadım, yoksa yıkamadım mı? diyerek evham ve vesveseye tutulan bir kimse, bunun farkına varıp da duâ ve zikir okuyacak olursa, bu zahmetten ve eziyetten kurtulacaktır vesselâm.
Forum: Dua Bölümü
Cevaplar Cevap Yok
Gönderen: adm12
Hz. Ali’nin Hilafet devrinde yanına iki adam geldi. Biri

-Ben bu adama dokuz dirhem karşılığında bir elbise sattım. Değeri düşük para getirirse almayacağımı söyledim ama bu yine kenarları kesik para getirdi. Ben almam dediğim zaman beni tokatladı, dedi.

Hz. Ali diğerine döndü,

-Bu adamın parasını değiştir, dedi.

Bu emir yerine getirildi. Bu defa şikayet edene döndü.

-Sana tokat vurduğına dair şahit isterim dedi.

Adam bunu da ispatladı. Hz. Ali,

-Haydi, onun sana vurduğu kadar sende ona vur, dedi.

-Ben ona hakkımı helal ediyorum.

-Pekala, sen bilirsin. Hakkını helal etmene hiçkimsenin diyeceği olamaz.
Sonra kırbacı aldı ve adamı dövdü.

-Ben ona olan hakkımı helal etmiştim.

-Biliyorum. Benim bu verdiğim ceza devlete ait bir haktır. Devlet, bir insanın diğer insana haksız yere tokat vurmasına göz yumamaz dedi.
Cevaplar Cevap Yok
Gönderen: adm12
Kıyamıyoruz değil mi henüz 4-6-8 ya da 10 yaşındaki çocuklarımızı ekmek almaya dahi göndermeye..

Bizler çocuklarımızın iyi bir meslek sahibi olması için ciddi çabalar gösteriyoruz. Senelerce onların sabahın soğuğunda okula gitmesine oradan gireceğim ki bu yüzden göz yumabiliyoruz tabirini kullanacağım. Ancak mesele sabah namazına geldiğinde kıyamıyor ve "üşür, hasta olur" diyerek onları sabah namazına kaldırmıyoruz. Bu demek değil ki çocuklarımızı okula göndermeyeceğiz, bu demek değil ki onları bu dünyanın dışında yetiştireceğiz. Kesinlikle bu demek değil bu. Ancak çocuklarımızı dünyalıklar için böylece eğitmek için verdiğimiz mücadeleyi Allah yolunda yetişmesi için veriyor muyuz? Meslekler geçicidir, dünya hayatı eğlenceden ibarettir. Hayır ve hasenat ölümsüzdür.

Asrı Saadet Günlüğümüzün bugünkü sayfasında Fedakârlığı tarihe kazınmış olan Ümmü Süleym (r.anha) var. Kocası "kendin ne yaparsan yap ama eğer bu dini evlatlarıma da aşılamaya kalkarsan sizi bırakır giderim" tehtidinde bulunduktan sonra yine bir gün onu oğulları Bera ve Enes'e İslam'ı telkin ederken görmüştü. Bunun üzerine evi terkedip Şam yolunda kan davalısı tarafından küfür üzere öldürülmüştü. Ümmü Süleym validemizin Allah ilk fedakarlığı çocuklarının babasından Allah'ın rızasını kazanmak üzere vazgeçmesiydi. Kocası öldürüldükten sonra Ümmü Süleym iki yıl dul kaldı. İki yıl dul kalması ise bu fedakarlığın devamı niteliği taşıyordu. İman kalbe nüfüz ederse dışa vurumu fedakarlık olur dostlar..
Evlenmek isteyen onlarcasına "şuanda işim var, evliliği düşünmüyorum" demişti. Peki Neydi işi?

Ben çocuklarımın imanı için gayret gösteriyor ve mücadele veriyorum. Bu yüzden evliliği düşünmüyorum demişti. Ümmü Süleym'in Allah yolunda fedakarlıkları saadet asrında yaşayanların her birinde olduğu gibi saymakla bitesi değildi. Biz dilimizin döndüğünü size aktaracağız.

Bilmeliyiz ki çocuklarımızı Allah yolunda yürütünce bize yürüyecekler. Bilmeliyiz ki, Allah için feda edince bize bağışlanacaklar. Selam olsun onlara.. İbrahim aleyhisselam'a, oğlu İsmail aleyhisselam, ona yerine feda edeceği bir kurbanlık gönderilince mi bağışlandı yoksa o Allah'ın rızası için canından çok sevdiği İsmail'ini Allah yolunda feda etmekten geri kalmadığı için mi?

Kişisel gelişim ve güçlü karakter için şu ikisi oldukça mühimdir:

1-Kuran'ı rehber,
2-Resûlullah'ı önder edinmek.

Tebük'te şöyle buyurmuşlardı:

1-İyi biliniz ki, sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır.
2-Sünnetlerin en hayırlısı ise Muhammed'in sünnetleridir.

Allah ve Resûlü'nü dünya ve içindekilerden daha fazla sevmedikçe kâmil mümin olunmaz. Sadece seviyorum demekle de olmaz. Çocuklarımızı cennete yürütmenin yolu, önce onları Kitabullah yolunda yürütmekten geçer. Anne vicdanı hassastır. Biliyorum onları çok seviyorsunuz. Zaten çok sevdiğinizi bildiğim ve onları emin bir yola koymanız için gönlünüzde canlandırmanızı istediğim kısa bir örneği Asrı Saadet'ten size getiriyorum.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem'in Medine'ye hicreti, orada bulunan müslümanlar tarafından coşku ve heyecanla karşılandı. Hepsi ona hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyorlardı. Maddi konumu yüksek müslümanlar, Peygamberimizin ihtiyaçlarını karşılarken, ellerinde avuçlarında kendi ihtiyaçları için bile imkanı olmayanlar, Allah Resulü'ne ikram edecek kıymette birşey bulamayınca üzülüyorlardı. Ümmü Süleym(r.anh), fakir ve yoksuldu. Geçimlerini temin etmekte de zorlanıyorlardı. Çokça düşünmüş, uykuları kaçmış ama Peygamberine götürebilecek birşey bulamamıştı. Hazreti Enes radıyallahu anh henüz on yaşındaydı. Biricik Enes'inin elinden tutup huzura geldi.
-Ey Allah'ın Resulü! Dünya malı namına sana ikram edecek tek bir şeyim dahi yok. Kabul buyurursanız oğlum Enes hizmetkârınız olsun.

Hediyesi, bütün dünya mallarından kıymetli ve herkesten fedakarcaydı. Ya Enes'e ne demeliydi? 10 yaşında bir çocuğu ninesine, dedesine bırakırken dahi orada kalmak istemezken Hazreti Enes İsmaili bir teslimiyetle Resûlullah'ın evine çıkagelmişti. İsmail aleyhisselam, Babası İbrahim'e "Hiç tereddüt etmeden: “Babacığım! Sana emredilen neyse onu yap; inşallah beni sabredenlerden bulacaksın” diye cevap vermişti. İman nüfuz ederse gönüle, tezahürü fedakârlık olur dostlar..
Henüz on yaşındaki şefkat ve ilgiye muhtaç yavrusunu odası her gün ziyaretçilerle dolup taşan ve özellikle bütün Arap Yarımadası'nın gözlerini üzerine diktiği Allah Resûlü gibi bir zatın hizmetine vermek herkesin harcı değildi. Ümmü Süleym (r.anh) bunu gönülden yapmıştı. Fedakarlığın hat safhada olduğu bir dönemde Resûlullah'a sevgisini yakinen gösterenlerden birisi olmuş ve Peygamberimizde bu sevginin karşılığı olarak Enes'i hizmetine kabul etmişti.
Hazreti Enes -ki Allah ondan razı olsun- Bedir Gazvesi'ne yaşı küçük olduğu için savaşçı olarak iştirak edememiş ancak yine de Peygamberimizin yanında bulunmuştu. Daha sonra Hudeybiye Antlaşması, Hayber seferi, Mekke’nin fethi, Huneyn Gazvesi, Tâif kuşatması ve Vedâ haccında da Resûlullah'ın yanında bulundu. Allah Resulü'ne hizmetiyle tanındı ve en çok hadis rivayet eden(rivayetlerinde derin titizlik gösteren) sahâbîlerden birisi olarak bizlere ışık tuttu.

Kur'an ve sünnet ahlakı ile yetiştirmek istediğimiz çocuklarımız için fedakârlık edelim ki, bizler Ümmü Süleym(r.anh) ile evlatlarımız da Hazreti Enes (r.anh) ile aynı cennete talip olabilelim. Allah hepsinden ebeden razı olsun. Es selamu aleyküm ve rahmetullah.
Cevaplar Cevap Yok
Gönderen: adm12
Ebu Cehil'in Cennetteki Ağacı - İkrime Bin Ebu Cehil
Asrı Saadet Günlüğüm 2/365

"Cennette Ebu Cehil gibi bir adamın nasıl hurma ağacı olabilir ki! Vallahi o asla cennete giremez."

Asrı Saadet Günlüğüm'üzün ikinci sayfasında Ebu Cehil'in cennetteki ağacı İkrime bin Ebu Cehil var. Efendimiz Ümmü Seleme (r.a.) validemizin odasında bulunduğu bir gün rüyasında cennetteydi ve gördüğü hurma ağacı çok hoşuna gitmişti. "Bu kimin ağacıdır" diye sorunca da Ebu Cehil'in denmişti. Kendi kendine "Cennette Ebu Cehil gibi bir adamın nasıl hurma ağacı olabilir ki! Vallahi o asla cennete giremez" demiş ve uyanınca rüyasını mübarek eşi Ümmü Seleme(r.a.) annemize anlatmıştı. Mekke'nin fethinden sonra bu rüyası gerçeğe dönüşmüş ve bu hurma ağacının İkrime(r.a.) olduğunu anlamıştı.

Azgın müşriklerin gözünü kan bürümüştü. Darünnedve'den çıkan karar ise bu cümleyi doğrular nitelikteydi. Masadan o korkunç karar çıkmış ve "En iyi kılıç ustalarımızı Muhammed'in üzerine salarak onu öldürelim. Ondan ancak bu şekilde kurtulabiliriz" demişlerdi.

Allah Resulünü öldürmek için o gün orada bulunan 12 kişiden birisiydi İkrime. Yatağında Allah Resulünü değilde Hazreti Ali'yi görünce hicret yolunu karış karış izleyen, Sevr'in kapısına kadar gelen kana susamış müşriklerin içindeydi İkrime. İkrime'nin İslam ve Muhammed düşmanlığı elbette bitesi değildi. Hicretin ikinci yılında Resûlullah'ın adına ümmetin firavunu dediği babası Ebu Cehil ile Bedir harbinde yer aldı. Bedir'de yaşadıkları hezimete babası Ebu Cehil'in Müslümanlarca öldürülmesi de eklenince onun kin ve öfkesi daha da artmıştı. Uhud'da elde edecekleri zaferi sağlayan süvari birliğinin başıydı ama Uhud'da ve öncesinde yaptıkları onun kararmış kalbini teskin etmeye yetmiyordu. İkrime daha çok kan koklamak istiyordu. Hendek savaşında müslümanlar safına Hendek'i aşarak geçen az kişiden birisi olmuştu ve düşmanlığı azdıkça azıyordu. Tarihin en kansız fethi olan Mekke Fethi gerçekleştiğinde dahi ilk kan döken isme gözlerimizi çevirdiğimizde karşımızda Ebu Cehil'in oğlu İkrime'yi görüyoruz. Allah Resulü sallallahu aleyhi vesellem Mekke fetholununca "haydi Bilal" dedi. "Kabe'nin tepesine çık ve ezan oku." Uzakça bir yerden Bilal-i Habeşi efendimizi Kabe'nin üzerinde ezan okurken gören İkrime, Allah'ım sana hamdolsun diyordu. Allah'ım sana hamdolsun babamı Bedir'de benden aldın ki o bugün şu siyahi kölenin Kabe'nin tepesine çıktığını görmedi.

Mekke'nin bir müslüman beldesi olmasını bir türlü hazmedemeyen ve son yaptıklarıyla adına ölüm fermanı çıkartılan İkrime, çareyi Yemen'e kaçmakta bulacaktı. Ancak İkrime kaçtıkça İslam peşinden gelecekti, hidayet İkrime'nin gölgesi olmuştu adeta. Alemlerin Rabbi onu arındırmak istiyordu.

Hanımı Resûlullah'ın huzuruna gelerek İkrime için eman dilemişti. Allah Resulü bu emanı vermekle yetinmemiş ve siyah renkli sarığını da güven işareti olması açısından İkrime'nin hanımına teslim etmişti. İkrime ise deniz yolu ile Yemen'e kaçmak istese de çıkan fırtına sebebiyle yola çıkamamıştı. Hanımı İkrime'nin Yemen'e kaçıyor olduğu haberini almış ve ona yetişmişti. Resûlullah'ın kendisine eman verdiğini söyleyince İkrime ile Mekke'ye dönüşleri başlamıştı bile.

Şimdi anlatacağım vakada bütün bu şımarıklıklarına rağmen eli kanlı İkrime'nin Resûlullah'ın rahmet deryası içerisinde nasıl paklandığına ve Resûlullah'ın nasıl nezaket ve zarafet sahibi olduğuna şahitlik edeceğiz inşaAllah.
- İşte Ebu Cehil'in oğlu İkrime. Mümin ve muhacir olarak yanımıza geliyor. SAKIN BABASINA KÖTÜ SÖZ SÖYLEMEYİN! Zira, ölüye kötü söz söylemek diriyi rahatsız eder. Ama, ölüye birşey ulaşmaz, buyurdular. Ardından da İkrime'yi sevgi ve hasretle kucaklayarak :

- Hoşgeldin, süvari muhacir. Bugün kimseye vermediğim her neyi istersen sana vereceğim. Ne dilersen dile.

- Ey Allah'ın Resûlü, sana yaptığım bütün düşmanlıklardan, sana zarar vermek için attığım her adımdan, yüzüne veya arkandan söylediğim her kötü sözden dolayı Allah'tan affımı dilemeni isterim. Ey Allah'ın Resûlü, Allah'ın kullarını yolundan çevirmek için harcadığım herşeyin en az iki katını şimdi Allah yolunda harcayacağım. Allah'ın yolundan geri çevirmek için verdiğim mücadelenin ve yaptığım harplerin iki katını şimdi yapmaya başlayacağım. Şehid oluncaya kadar cihad edeceğim!

Öyle de yaptı. Yermuk savaşında aldığı yaralardan ötürü kanlar vücudundan yerlere dökülmekteydi. Kendisine bir ara "hele biraz dinlen, sonra yine savaşırsın" dendiğinde "Karışma" dedi. Ben İslam'a ve Resûlullah'a çok düşmanlık ettim. Mekke'de müslüman olduğumda şehid olmak için cihad edeceğime dair söz vermiştim. Şimdi sözümü tutma zamanı..
Bütün bu düşmanlıkları canıyla ödemek ve Allah'a kendisini bu hizmetiyle affettirmek isteyen Hazreti İkrime, gerçek bir mücahid ve müslüman olarak çarpışarak şehid oldu.
İşte İslam küfrün beşik noktasından, düşmanlığını toplasak yeryüzünü dolduracak Ebu Cehil'in evinden İkrime(r.a.)'ı çıkardı. Böyle bir İkrime'nin arkasından rahmet okutan, ona şehadet şerbetini içmeyi nasip eden Allah, bize neler nasip etmez ki? Sen dinleyen kardeşim. İşlenmemiş saf bir altınsın. Allah'ın kapısının sana daima açık olduğunu unutma. Günahlarımız çok büyük biliyorum. Ama Allah'ın affı kadar değil bunu da biliyorum ve sende bil istiyorum. Es selamu aleyküm ve rahmetullah.
Cevaplar Cevap Yok
Gönderen: adm12
“Üç Aylar”ın ikincisi olan Şaban ayında Peygamber Efendimiz’in tuttuğu ve tutulmasını tavsiye ettiği oruç ve bu orucun fazileti...
aişe-i Sıddıka -radıyallahu anha- Ebu Seleme’ye -radıyallahu anh- tahdıs edip, şöyle demiştir:

“Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hiçbir ayda Şaban ayındakinden daha çok, nafile oruç tutar değildi. Çünkü Nebiyy-i Zişan, Şaban ayının çoğunda oruç tutardı. Ve:

-Amellerden (devam etmeye) gücünüzün yeteceği miktarı alınız. Çünkü Allah, sizler (amelden) bıkmadıkça (sevab vermekten) bıkmaz.” buyururdu. (Müslim, 2/811) Ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e en sevimli olan namaz, az olsa bile üzerinde devam edilen namazdı. Rasul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, herhangi bir (nafile) namazı kılmaya başlayınca ona devam ederdi.” (Sahıh-i Buhari, Kitabu’s-Savm 1836)

Gunyetü’t-Talibın’de Abdülkadir Geylanı Hazretlerinin -rahimehullah ve kuddıse sirruh- Şaban ayı ile ilgili olarak naklettiği hadıs-i şerıfler mealen şöyledir:

aişe-i Sıddıka -radıyallahu anha- şöyle demiştir:

“Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- öyle oruç tutardı ki, Biz artık orucu bırakmayacak, der idik. Peşpeşe günlerce oruç tutmadığını görünce, Biz, Rasulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem- artık oruç tutmayacak, der idik. Şaban ayında oruç tutmak, O’na daha sevgili idi. Ben:

-Ey Allah’ın Rasulü!.. Şaban’da senin (çok) oruç tuttuğunu görüyorum. (Bunun hikmeti nedir? diye sordum.) Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Ya aişe!.. Bir sene içinde ölecek olan kimselerin isimleri bu ayda (yaşayanların) defterinden silinip, Azrail’e -aleyhisselam- teslım edilir. Oruçlu olduğum halde, ismimin defterden silinip, (diğer deftere kaydedilmesini) arzu ederim.” buyurdu.

Ümmü Seleme -radıyallahu anha- şöyle demiştir:

“Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ramazan’dan sonra en fazla orucu Şaban (ayın)da tutardı. Bunun sebebi, o sene içinde ölecek olanların isimlerinin, Şaban’da diriler defterinden, ölüler defterine geçirilmesidir. Bir kimse yolculuğa çıkar. (Halbuki onun ismi yaşayanlar defterinden çıkarılıp) o sene ölecek olanların defterine yazılır.” (Gunye 1/186-187)

“Hz. Enes’den -radıyallahu anh-; Rasul-i Ekrem’e -sallallahu aleyhi ve sellem- en fazıletli oruçtan soruldu. Buyurdular ki:

-Ramazan-ı şerıfi tazim için tutulan, Şaban orucudur.”

“Hz. aişe’den -radıyallahu anha- Rasulullah’a -sallallahu aleyhi ve sellem- ayların en sevgilisi, kendisini Ramazan ayına kavuşturan Şaban ayı idi, demiştir... ” (Gunye 1/187)
Kaynak: Üç Aylar, Yusuf Demireşik, 288 Sayfa, Sultantepe Yayınları
Cevaplar Cevap Yok

Hoşgeldin Ziyaretçi

Mesaj atabilmek için forumumuza kayıt olmalısınız.

Forumlarda Ara

Forum İstatistikleri

Üye Sayısı: 3
En Son Üyemiz: adm12
Konu Sayısı: 91
Mesaj Sayısı: 91

Çevrimiçi Kullanıcılar

Şu anda 1 çevrimiçi kullanıcı var.
0 üye | 1 Misafir

En Son Konular

Büyü,sihir ve musallat gi...

Son Mesaj: adm12 26-05-2021, 16:38

Hz. Lut’un Ailesi Ve Karı...

Son Mesaj: adm12 08-05-2021, 16:26

KUR'ÂN'IN YAZILIŞ TARİHİ

Son Mesaj: adm12 08-05-2021, 16:25

Vermeyi öğrenmek

Son Mesaj: adm12 08-05-2021, 16:24

Şeytanın vesvesesine karş...

Son Mesaj: adm12 10-04-2021, 18:26

Vesvese (Evhamdan) Kurtul...

Son Mesaj: adm12 10-04-2021, 18:25

Hz. Ali (r.a) ve iki adam...

Son Mesaj: adm12 31-03-2021, 16:53

Fedakar Anne - Ümmü Süley...

Son Mesaj: adm12 31-03-2021, 16:52

Ebu Cehil'in Cennetteki H...

Son Mesaj: adm12 31-03-2021, 16:51

Şaban Ayında Oruç Tutmak ...

Son Mesaj: adm12 31-03-2021, 16:51

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren İlmi Dua - Dini Rehberiniz sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.